KALEM ÇALAN ÖĞRENCİ

Ben 30 yaşındayım. Babam (….)lı, 65 yıldır İstanbul'da yaşıyor ama kültür aynı, biraz İstanbullu biraz (….)lı. Yedi kardeşin en küçüğüyüm, kalabalığımız bu kadar değil tabi. Bir sene içinde evimiz hiç boş kalmıyor, çünkü yatıya gelen misafirin haddi hesabı yok. Oturduğumuz apartmanda üç dayım, ananem ve dedem de var. Kapımız hep açık, bir de on beş dairelik apartmanda her ev kalabalık ve apartman sakinleriyle de aile gibiyiz; gerisini siz düşünün.

Okuma yazma bilmeyen 15 yaşında evlenmiş annemin bizimle ne kadar ilgilenebileceğini ve nasıl bir eğitim verebileceğini siz daha iyi anlarsınız. Buna rağmen ben okumayı yazmayı okula başlamadan sökmüştüm. İlkokula başladığım sene alerjik astım hastalığımı çok ağır geçiriyordum ve iki ay sonra bırakmak zorunda kaldım. Ablalarım abilerim okuyor ve ben onların kitaplarına çalışıyor onların ödevleriyle oyalanıyordum. Bir sonraki yıl geldi çattı ama ben bir önceki yıldan daha kötüledim, çünkü ailem hala astımın tedavisini bilmiyordu, ev kalabalık, tozlu, sigara içiliyor ve yerde yatırılabiliyordum. Henüz ventolin sprey ülkeye sanırım gelmemişti, kesintisiz her gece hastahanedeyim, oksijen çadırına alınıyordum ve sabaha karşı eve dönüyorduk, tabi zavallı annemin yaşadıkları da var.

Okullar açıldı ama ben her gün ağlıyorum okula gitmek için, okula yazıldım fakat gidemiyorum. Bir buçuk ay sonunda neyse ki sevgili okuluma gidiyorum. Ders saati 2-3 (saat) önce başladı, herkes derste, ben annemle okula girdim,1.kata çıktık, iki çapraz kapıdan birini gösterdi annem, ‘bak sınıfın şurası,’ dedi ve o anda oradan yeşil gözlü, küt sarı saçlı, pespembe bir bayan çıktı.

Kıyafetinden konuşmasından saçından, elindeki tebeşir tozundan vs. öğretmen olduğu belliydi. Aman Allah’ım, dedim, öğretmenim bu mu, inanamıyorum! Aşık olmuştum! Onlar konuşuyor ben hayranlıkla ona bakıyordum. Halbuki (---) hanım iki büyük ablamın eski öğretmeniymiş.

Konuşma bitti; o kendi sınıfına girdi ben kapıyı çalıp kendi sınıfıma girdim. Öğretmenim tatlıydı beni çok güzel karşıladı, annemle çok güzel konuştu ve annem gitti, beni istediğim yere oturttu ve derse başladı. İlerleyen dakikalarda " ‘Hayriye’ sen gel bakalım neler biliyorsun" dedi "oya okula koş" yazabilir misin" dedi. Sınıfın belki hala yarısı yazamazken ben çok hızlı gayet bir öğretmen edasında, hızlı ve çok düzgün bir yazıyla yazdım.

İşte hikâyem aslında burada başlıyor. O yılı çok başarılı bitirdim hep öğretmen masasının önünde oturmuştum o sene.

2.sınıfta yine öğretmen masasının önündeydim ama maddi olarak sıkıntı çeken bir aileydik; annem ev hanımı, babamın kaburgaları kırık altı aydır evde yatıyor, yaşlıca da tabi, tek ablam ve abim çalışıyor, kalabalık malum devam ediyor. Evde ödev yapacak yer yok, ama ders yapmayı seviyorum.

Derken sınıfta yerim değişti, benim yerimi benden çok daha tembel olan bakımlı bir arkadaşım aldı, biraz zaman sonra yine değişti, sonra bu böyle devam ederken kendimi kapı yanındaki 3. sıralarda buldum.

‘Ben tembel değilim; neden buraya kadar geldim, nasıl oldu?’ Çok geçmeden anladım; burada tembel çalışkan ayırımı yok; burada zengin fakir ayırımı var.

Artık hevesim kaçtı, çocuğum hak ettiğim değeri belki de almak istiyordum, zaten aileden alamıyordum, ama okulda ön sırada oturuyordum ve hak ettiğim değeri aldığımı düşünüyordum. Sonra beraber oturduğum arkadaşlarım eski arkadaşlarım oldular. Onlar kendi içlerinde bir grup oldular, tabi hepsi çalışkan değil, çalışkanlar tembelleri çalıştırıyorlar fakat diğer tembelleri, yani fakir olan tembelleri çalıştıran yok.

Can alıcı olay burada başlıyor.

İlerleyen zamanlarda derslerimde başarısız olmaya başladım; daha da acısı arkadaşlarımın kalemlerini, silgilerini, kalem tıraşları derken alamadığım kitaplarını bile çalmaya başladım. Sınıfta bir hırsız vardı, herkes biliyordu ama kim olduğunu bilmiyorlardı. Tabii ben biliyordum. Artık o kadar abarttım ki, sanırım öğretmenimde artık biliyordu ve ben de onun bildiğini biliyordum; ama nedense devam ediyordum.

Artık derslerim kötü, hırsızlık yapan, tırnak kesilmeden elini yüzünü yıkamadan hatta bitten dolayı hep kısa olan saçımı bile yıkamadan okula giden bir kız olmuştum. Tabii bunlar sadece yerim zengin fakir ayrımımdan dolayı değiştiğinden değil, öğretmenimin ayrıca yaptığı birçok aşağılayıcı hareketlerinden.

Uzun yıllar okuldan nefret ederek tembel bir şekilde okudum, uzun yıllar hırsızlığa devam ettim, artık okulu da yarıda bırakmıştım ve yaşım lise çağını çoktan geçmişti, çok iyi ortamlara girmeye başlamıştım, okumamış bir hırsız olmak ne bizim aileye görE bir şeydi ne de girdiğim ortamlara göre bir şey.

Daha sonra liseye dışarıdan yazıldım. Peki ya hırsızlığı neden yapıyordum? Ben buna nasıl başladım; nasıl bırakıp tövbe ederim, derken anladım: öğretmenim benim kalemim silgim çok olunca öğretmen masasının önüne alacaktı, bu yüzden başladım...

Nasıl mı anladım?

Çocukluğumdan beri hatta şu anda bile her gece yatağıma yattığımda hayal kurmadan uyuyamam.

Hayalim ne mi?

İlk okul çağlarımı değiştiriyorum, her gece onu düzeltiyorum;

Ventolin sprey o zamanda varmış ve ben kullandığım için hasta değilim. Hiç kullanılmayan, kilitli olan misafir odası bana ayrılmış.

Okulda hiç kalem çalmıyorum. Derslerime ne olursa olsun çalışmaya devam ediyorum. O zamanlar arkadaşlarımın çoğunun ne olduğunu bilmediği meslek olan hostesliği yapmaya hazırlık İngilizce öğreniyorum. Evet annem bana yetişemiyor, ama ben kendime çok iyi bakıyorum, tıpkı bir zengin çocuğu gibi görüyorum kendimi.

Ve bunlar gibi nicelerini hala her gece uykuya dalmadan hayalimde düzelterek rahatlayıp öyle uykuya dalıyorum.

Doğan Cüceloğlu (23.12.2013)

  
2037 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın
Takvim
Saat
Hava Durumu
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar37.820037.9715
Euro41.682341.8494
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi8
Bugün Toplam72
Toplam Ziyaret196710